TÜRKÜM TÜRKÇÜYÜM ATATÜRKÇÜYÜM
Benim Muhsin Yener olarak Atatürk Milliyetçisi olduğumu ve bu özelliğimden dolayı zaman zaman bazı saldırılara uğradığımı herkes biliyor. Ben Muhsin Yener olarak Türk olmaktan onur duyuyorum, şeref duyuyorum. Ben gittiğim her yerde, bulunduğum her platformda “Türküm, Türkçüyüm, Atatürkçüyüm” diyorum. Bunu rahatlıkla söyleyebilen bir karakterim var. Ben hayatımın hiçbir döneminde “ülkücüyüm” demedim, kendimi bu şekilde sınıflandırmadım. Ama her zaman ülkü sahibi bir insan olduğumu dile getirdim. Ülkü olmadan yaşam olmaz. Bir insanın elbette bir ülküsü olmalı. Benim de bir ülküm var; Atatürk’ün çizdiği milliyetçilik sınırlarının dışına çıkmadan ulusumuza sahip çıkmak ve devletimizin, milletimizin değerlerine saygılı olmak… Benim yegâne ülküm budur. Benim sahip olduğum ülküye karşı tarihsel düşmanlığı bulunanlar elbette bana saldıracaklar. Zaten onlar beni övseler, ben kendimden şüphe duyarım. Asalet soydan gelir, sonradan kazanılmaz. Benim ruhum, Kuvay-ı Milliye ruhudur. Hasan Kudayyılmaz benim için ne demişti; “Muhsin Yener, Selçuk’ta kendini tanıtırken ‘Türküm, Türkçüyüm, Atatürkçüyüm’ diyormuş…” Evet, doğru. Ben sadece Selçuk’ta değil, her zaman ve her yerde “Türküm, Türkçüyüm, Atatürkçüyüm” lafzını göğsümü gere gere söyleyebilmişimdir. Bazıları gibi adını “dönmez” koyup dönekliğin en büyüklüklerini yapanlar gibi olmam, olamam. Ben ırkçılığa da her zaman karşı olmuşumdur. Benim gönlümde ülkemin bütün değerleri harmanlanır. Ahmet Kaya’yı da dinlerim, Osman Öztunç’u da dinlerim. Zülfü Livaneli dinler hüzünlenir, Selda Bağcan dinler yumruklarımı sıkarım. Uğur Işılak’ın delikanlılığına hayran olur, Eşref Ziya Terzi’nin kadife sesine vurulurum. Necip Fazıl Kısakürek’in şiirleri beni çok etkiler. Nazım Hikmet ile memleketimden insan manzaralarına bakarım. Ali Bulaç’ın tahlillerine ne kadar değer veriyorsam, Ömer Laçiner’in bakış açısına da o kadar önem veririm. Ben vatan hainleri, bölücüler ve kan emici vampirler dışında herkesle diyalog kurarım. Zamanında benim de hatalarım olmuş olabilir. Selam verilmeyecek insanları arabama bindirmiş, sağa sola götürmüş olabilirim. İnsanları tanımak kolay değil. Kavun değil ki, dibini koklayıp kalitesi hakkında bir karar vereyim. Allah’a çok şükür ki, arabama bindirdiğim gibi zamanı gelince indirmesini de bilebilmişim. İyi ki sırdaş olmamışım. Sarımsak tarlasını iki tokada satan adamlarla daha fazla sıkı fıkı olmadığım için Allah’a şükrediyorum. Benim Torbalı Belediyesi’nde yakınımın çalıştığını ortaya koyarak bana saldıranlar, size sesleniyorum; Benim üzerimden nereye ateş etmeye çalıştığınızı bilmiyorum mu sanıyorsunuz? Benim Torbalı Belediyesi’nde sadece çalışan yakınım değil, o belediyeyi yöneten yakınım da var. Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur, benim dayımın oğludur. Ben, İsmail Uygur’un halasının oğluyum. Et tırnaktan ayrılabilir mi? Benim kuzenim Belediye Başkanlığı görevini sürdürüyorsa, ben de bir akrabası olarak onu destekleyeceğim tabi. Bundan doğal ne olabilir. Dayımın oğlunun başarısı bana gurur verir. İkincisi, ben CHP’nin Torbalı’daki kurucularındanım. CHP’de İlçe Yönetim Kurulu Üyeliği, Belediye Meclis Üyesi adaylığı görevlerinde bulundum. CHP benim için kutlu bir yuva, şanlı bir ocaktır. CHP’nin Belediye Başkanı olan İsmail Uygur hem akrabam, hem partilimdir. Elbette kendisini destekleyeceğim. Bazıları gibi arabamın alt takımlarını yenilesin diye görüşlerini ve düşüncelerini benimsemediğim siyasetçilerin arkasından mı koşacağım? Altın çamura düşmekle altınlığını kaybeder mi? Değerinden bir şey eksilir mi? Beni istediğiniz kadar eleştirin, istediğiniz kadar iftira atın bana. Torbalı halkı beni de biliyor, sizleri de biliyor. Bana yapılan iftiraları hazırlayanların kimler olduğunu, gerçek planlarının ne olduğunu iyi biliyorum. Açık ve net söylüyorum; Muhsin Yener’e saldırarak İsmail Uygur’u yaralamak istiyorlar. Planları belli, amaçları açıkça ortada; İsmail Uygur’a saldırmak ve onunla ilgili hesapları uygulamaya koymak. Peki, sizler hesap yaparken bizlerin hesap yapmayacağını mı düşünüyorsunuz? Sadece sizlerin mi eli kalem tutuyor? Biz aciz insanlar değiliz. İftiralara karşı cevap verme noktasında neler yapabileceğimizi görürsünüz. Bu arada, unutmadan, Merkez Kıraathanesi’nde (Yeşil Kahve) yazı yazmaya yüreğiniz yetiyorsa beklerim. Gelin, herkes oradayken yazalım. Görsün bu millet, bu yazıları kim yazıyor ve nasıl yazıyor. Çıkın bakalım vatandaşın içine, en büyük hakem bu millettir. Kim gerçek yazar, kim çakma yazar vatandaş karar versin. Var mı yüreğiniz, hadi bakalım, hodri meydan.